Velhasıl uzun süre kaldım
Agora meyhanesinde
Güneşten de sıcak dost yüzlü bir adamdı
Gizemli sancılar içinde kucaklaştık
Vücut genç olsa da
Yüz gerçekten dalgın
Dargın
Yorgun
Bir titrek sesi var hedefsiz avare gibi
Az çok benziyoruz onunla
Argosu çoksa da yakışıyor
Konuştukça her kadeh üstüne yıkılıyordu
İnandığı ne varsa sallana sallana anlatıyor
Durdum tam karşısında duvarın. O bana bakar, ben ona öylece. Ne onda bir hareket ne bende. Sustuk sessizliğimizin gürültüsünde, deniz dalgaları vurdu bedenlerimize. Ses verdi bulutlar başlarımızın üzerine damlacıklar halinde. Yıkandık sessizliklerle.
Tam duvarın dibinden bir balık sıçradı, kuyruğu süslü. Mor, lacivert, gri semada zenlerdik, yılmadık uçtuk. Duvar havalandı. Düşemedi düşledi, ben yerde yıldızlara üşendi. Yerden yere duvar havalandı ben içinde yıkıldı. Dışarıda balıklar havladı çemkirdi kulaklarımıza sessizliğin içinden en yüksek desibellerde. Belki de Sibellerde martılardı ağlayan.
İnandığı ne varsa sallana sallana anlatıyor
Yüksek tonajla tartıda bekliyordu zil zurna anılar
Kurşuni bulutlar meyhanenin çatısına binmiş kadar yakın
Her hıçkırıkta ağız
Kulaklara fır dönerek
Uzatıyordu kelimeleri sarhoş diliyle
Tüm bunlar hep birlikte oldu. Ben, düz duvar önünde kendime bakarken. Bırakın dedim kendime, bırakın düşünceler uçsun, ama duvar n’aptı? Seyretti, şey etti, sur etti. Suretti benler, kendimden, bedenimden gidemedi.
Aslında
Burada hiç kimse kendine ait değildi
Yeryüzünden...
Zamandan kopuk gibi anlatıyordum
Oysa farkında bile değildi
Suren Asaduryan çalıyor düdüğü en hüzünlüsünden. “Bir ömür sadece” diyor düdük, hüzünle akıyor ömür. Gözümü durduramıyorum. Oysa kurumuştu tescilli olarak. Bulutların sesi ve damlacıkları sanki doluştular ümüğüme ve gözlerime. Kulaklarım zaten dolu sadece bir ömür ile.
Bir ara beni de güçlü baston zannetmesi
Yıllanmış şarap rengi gülüşlerime
Etraftan düşünceli kahkahalar karışıyordu
Severim yağmurlu havaları. Yıkar. Her şeyi önce karartır, kirletir ama akar üzerine, seni de kendini de yıkar. Akışının ritmidir kulaklara dolan gözlerden akan karartıların. Filmler oluşur siyah beyaz. Sesler oluşur suskun, avaz avaz. Hüzünlü düdükler ve beklide biraz saz sesidir hırpalayan. En ağır yerindedir yüreğimin güç ve yiğitliğe eren erlerin zülfikarından damlayan kan. Kanlarını boşalıp yüreğime, boş bir bedenle gittiler dolsa da doymayacak tatmin edilemeyecek çıta hizalarıyla çapraşık beyinler.
Düşündükçe hayat
birkaç noktada çok yüklenir bize
Ezmek çökertmek ister gibi
Duvar kesilir karşımızda
Dizlerimiz felç olur yürütmez bazen
Hatta olmuş armutlara hücum eder
Ayı gibi
O da bunu ister zaten
Bataklık halinde gırtlaklarımıza kadar sarar
Kulaçlarız kıyıya ulaşamayız
Kurtulamayız
“Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime..” bir zamanların iç yakıcı şarkılarından. İlk cümlesi bile safi bağlılık, bağımlılık kokuyor. “Ufff bu gün ben kafayı yiyeceğim. abi yaaa …” diyorum sarhoşça dilini kullanarak. “İçmeli, güzelleşip sarhoş olup zıbarmalı, bu gün Cuma. Ve hafta sonu .. bir başınaaaa…”
Kana kana eğleniyorduk can eriyişi meyhanesinde
Çökenler kusanlar bayılanlar olsa da
Sille tokat ayıltıp kaldığımız yerden devam ediyorduk
Zira dışarıda manzara bambaşka
İçerisi fuar vitrinleri gibi gözükse de
Biliyorduk felsefenin maddeden dışarı çıkamayacağını
Kim bilir belki de buranın adı değişmeliydi
Adını sen koy meyhanesi olarak
Kimi zaman
Ekşi ekşi sırıtarak bir de teşekkür ediyorduk
Birbirimize...
Yalnız olmayı seviyorum ama mütemadiyen yalnız olmak sinir bozucu bir şey..yani istediğinde ulaşabileceğin elleri olmalı birilerinin. Olmalı.. Hava kapalı. Yüreğin kapalı. Evin kapalı. Ve ruhun, açıkta dolanıyor. İçin boşalmış gibi. Her şey -belki de hiçbir şey- var dışarıda. Ruhunun gördüğü.. uff ne saçma oldu ruhun görüyorsa sende görüyorsun demektir .
Devam ettim anlatmaya anamın acısıyla karışık
Bir de gecede çığlık olan ölen balıkları
Güneş bile kaçmaya çalışırken
O da anlayamamıştı güneyde olduğunu
Sonra sessizlik
Çırılçıplak naralar
Uçup gitti boyu aşan dalgalar gibi
Aslında seslerdi ağlayan
Ayaza kesen biz
Yanıma istediğim kişilere ulaşamıyorum bile. Oysa yanım yönüm hep bilmediklerimle ve öğrenmek de istemediklerimle dolu.. Başım ağrıyor, gözlerim dolu.. Ağlamak istiyorum, sorma nedeni yok.. her şey yolunda ve normal görünüyor.. Acaba diyorum bu normallik mi beni sıkıyor? Yalnızım hem de yapayalnız. Elimi yüreğimi tutanı da tutması muhtemel olan kimsecikler yok.. benim burada ne işim var?
Herkesten önce dost yüzlü adamdı buz adama dönüşen
Yere tükürsem düşmeden çatırdayacaktı
İnsanı ısıran bir soğuktu vesselam
Hatta saatime baktım on bile donmuştu.
Adıyaman// aralık 2007.
|